reklam
reklam
DOLAR31,0578% 0.2
EURO33,6950% 0.11
STERLIN39,4534% 0.2
FRANG35,2732% 0.16
ALTIN2.035,20% 0,90
BITCOIN1.610.787-0.075
reklam

Türkiye Libya’da Olmalıdır Çünkü ;

Yayınlanma Tarihi : Google News
Türkiye Libya’da Olmalıdır Çünkü ;
reklam

Türkiye Libya’da Olmalıdır Çünkü ;

2011’de Muammer Kaddafi’nin devrilmesinin ardından iç savaşa sürüklenen Libya, Birleşmiş Milletlerin de tanıdığı Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti ile ülkenin doğusunda Halife Hafter komutanlığındaki Libya Ulusal Ordusu desteğiyle kontrolü elinde bulunduran Tobruk merkezli hükümet arasında bölünmüş durumda bulunuyor. Hafter’e bağlı güçler Nisan ayından bu yana Trablus’ta kontrolü ele geçirmek için mücadele ediyor.

Doğudaki hükümet Fransa, Rusya, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri tarafından desteklenirken İtalya, Türkiye ve Katar Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne destek veriyor. Libya’da çatışmaların artmasıyla birlikte Libya’nın uluslararası alanda tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti Türkiye ile 27 Kasım’da imzalanan güvenlik ve askeri işbirliği anlaşmasını hayata geçirme kararı aldı. 2011’de, Libya’nın devrik lideri Kaddafi’nin sonrasında Ankara, ülkede nüfuzunu kullanmak için bir politika arayışına girdi. Halife Hafter’in Nisan 2019’da Trablus’ta başlattığı harekât, Türkiye’ye hem siyasi hem de askeri açıdan bölgedeki tesirini genişletmek için yeni fırsatlar doğurdu.

Türkiye’nin ulusal çıkarları Libya’da hem ekonomik hem askeri hem de stratejik açıdan önem taşıyor. Türk inşaat şirketleri Libya’da önemli bir iş potansiyeline sahip bunun yanın sıra Ulusal Merkezi Hükümet Türkiye’nin silah pazarı durumunda.  Türkiye’nin yeni sistem silahları Libya’da görücüye çıkıyor. Ayrıca Doğu Akdeniz,  İsrail-Yunanistan-Kıbrıs Rum Kesimi üçlemesi ile kesilip Türkiye’nin mavi vatanı ve Akdeniz’deki hakları tehdit ediliyor. Libya’da yaşanan gelişmeler yeni kurucu süreçlere gebe, buradaki mücadele henüz siyasi oluşumunu tamamlayamadı. Dolayısıyla Türkiye kendi karasularına hapsolmak istemiyorsa elini çabuk tutmak zorunda.

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Türkiye arasında 27 Kasım tarihinde “Güvenlik ve İşbirliği Mutabakat Muhtırası” ile “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” imzalanmıştı. Türkiye’nin Libya ile yaptığı deniz yetki alanlarını belirleyen anlaşmaya Doğu Akdeniz’de kıyısı bulunan ülkeler halen tepki gösteriyor. Ankara bir süredir Kıbrıslı Türklerin hakları da dâhil olmak üzere Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korumakta zorlanıyor. Libya’yla yapılan deniz mutabakatı bu çıkarları korumaya yönelik önemli bir adım olsa da, söz konusu mutabakat Trablus’taki hükümetin ömrüyle sınırlı.

Ankara’nın Libya ile ilgili hamlesi, Halife Hafter öncülüğündeki Tobruk merkezli güçlerle çatışma riskini, dolayısıyla da bölgenin daha da istikrarsızlaşma ihtimalini doğuruyor. Türkiye’nin müdahalesi mevcut istikrarsızlığı pekiştirecek ve ülkedeki diğer yabancı güçlerin Türkiye’nin izinden gitme riskini de beraberinde getirecek.  Hafter’i destekleyen Mısır Cumhurbaşkanı Abdul Fettah El Sisi “Libya’ya müdahale etmek için imkânlarımız var ancak henüz kullanmadık” demişti. BM’nin meşru saydığı hükümete karşı savaşan Libya Ulusal Ordusu’nun arkasındaki Mısır, bölgede Türkiye’nin en büyük rakiplerinden biri. Aslında Libya’daki krizi çözmenin önündeki en büyük engel Suriye’de olduğu gibi dış güçlerin müdahalesi. Libya’ya Türk askerinin silah kullanmasını gerektirecek şekilde gönderilmesi, Anayasa’nın 92. maddesinin dışına çıkan bir uygulama olacak ve bu da Türkiye’nin fiilen savaşa girmesi anlamına gelecektir.

Libya iç savaşının ne kadar süreceği ve nasıl sonuçlanacağı belli değildir. Ulusal Mutabakat Hükümetine bağlı güçlerin, Libya’nın bütününü kontrol etmesi mümkün değildir. İç savaş bittiğinde, büyük bir olasılık ile Libya ikiye veya üçe bölünecek ve bu ülke parçalandığında, Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Türkiye arasında deniz yetki alanlarının saptanmasına imkân sağlayan coğrafi bölge, Türkiye’nin desteklemediği güçlerin kontrolünde olacaktır. Türkiye ile Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında imzalanan anlaşmanın gelecekte de geçerli olabilmesi için, Türkiye’nin destek verdiği yönetimin, Mısır sınırına kadar olan bütün Akdeniz sahilini kontrol etmesi gerekmektedir. Bu da savaşmadan çatışmadan oldukça zordur.

Aslında Türkiye çoktandır Libya’da savaşıyor, Türkiye Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümetini ayakta tutabilmek için uzun süredir askeri destek ve personel sağlıyor.  Bu yılın nisan ayında General Hafter kuvvetleri taarruza geçmiş ve adım adım ilerleyerek Trablus’a yaklaşmıştı. Ancak Hafter kuvvetleri beklenmedik bir şekilde durduruldu. O süreçte önce Türkiye’ye ait bir insansız hava aracının düşürüldüğü açıklandı. Ardından 29 Haziran’da Hafter güçleri Libya’ya gelecek Türk uçak ve gemilerini düşman hedefi ilan etti. Çünkü Hafter Trablus’u alamamıştı, Türkiye’den gönderilen destek sayesinde Hafter kuvvetleri püskürtülmüştü.

Türkiye’nin Ortadoğu’daki askeri manevralarının ve mecburiyetinin ardında çıkardan daha çok siyasal İslamcılık yatmaktadır. Örneğin Suriye’de Esad ve Mısır’da Sisi ile İslamcı görüş farklılığı vardır bunun yanında Libya’nın Ulusal Mutabakat Hükümeti siyasal İslam yönünden Türk Hükümetine daha yakındır. Bu nedenle Türkiye Akdeniz’in karşı kıyısındaki İslamcı ortağını kaybetmek istememektedir. Türkiye’nin taraf olup çatışmaların içinde yer alması bölgede yeni dengelerin kurulmasını zorunlu kılacak ve Suriye’den sonra bir de Libya cephesi ile baş etmek zorunda bırakacaktır.

Her ne olursa olsun Ortadoğu’daki yangın ve etkileri Türkiye’yi derinden etkilemektedir. Irak, Suriye, Mısır ve Libya’da yaşanan gelişmelerden en çok etkilenen ülkelerden biri Türkiye’dir.  Ancak buradaki adımlar siyasal İslamcı akımlar yerine Türkiye’nin çıkarları gözetilerek atılmalıdır. Suriye’de Türkiye çok büyük bir yanlış yapmış, geç kalmış ve bedelini ağır ödemiştir. Aynı hatalar Libya’da yapılmamalıdır ve Türkiye Doğu Akdeniz’deki çıkarları için sahada oyun kurucu olarak bulunmak zorundadır. Libya’da taraf ülkeler ile anlaşma sağlanmadan çatışmaların içinde yer almak ve meseleyi diplomasi yerine savaş ile çözmeye çalışmak hem bölgeyi hem Türkiye’yi çıkmazın içine sokacaktır. Türkiye Askeri gücünü tarafları masaya oturtmak için kullanmalıdır, savaşmak için değil.

reklam

YORUM YAP